Kültürlerin Anatomisi

Kültürlerarası İletişim Bölüm 2

A. Kültürler Nasıl Değişir?

B. Davranış Kuralları

C. Kültürel Sistemler

D. Kültür Kullanım Kılavuzu

Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mâna çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir.
Atatürk

A. Kültürler Nasıl Değişir?

Kültürler birbirinden farklıdır; ancak pek çok araştırma bu çeşitliliği daha basit ilkelerle açıklamaya çalışır. Örneğin, Japon toplumunun yaşam alanlarıyla kurduğu özel ilişki, mekânın kültürel anlamını anlamamız açısından çarpıcıdır. İnsanların sosyal mesafe ve alan algısı, yalnızca fiziksel bir tercih değil; kültürel olarak inşa edilen bir yakınlık ilişkisidir. Bu durum, hem kamusal alan hem de özel alan algısında kültürlerarası farklılıkların temelini oluşturur.


Boğa yılına göre ev dekorasyonu için feng shui alanları

Zamana ilişkin tutumlar da kültürleri birbirinden ayıran bir başka önemli unsurdur. Monokronik kültürler zamanı çizelgeye bağlı, sıralı işlerken; polikronik kültürlerde birden fazla görevin eşzamanlı yürütülmesi olağandır. Türkiye’de kamu kurumlarındaki randevu sistemlerine bakıldığında bu farkın sonuçlarını pratikte görebiliriz: Program takvimine sadık kalmak ile işleri esneklikle sürdürmek arasında net bir ayrım vardır.

Zamanın akışı açısından kültürel çeşitlilik tablosu

Bu kültürel farkları değerlendirirken yalnızca ulusal kültürleri değil, kentsel ve kırsal kültürler gibi daha mikro düzeydeki ayrımları da dikkate almak gerekir. İstanbul’un merkezinde büyümüş bir tüketici ile İç Anadolu’daki küçük bir ilçede yetişmiş biri arasında, zaman, mekân ve toplulukla kurulan ilişkiler ciddi farklılık gösterebilir. İnsanların birden fazla kültürel yapının parçası olabileceği unutulmamalıdır. Bir birey hem bir milletin üyesi, hem bir sınıfın, hem de bir meslek grubunun temsilcisi olabilir. Üniversite öğrencisi, kentli, orta sınıf ve sosyal medya bağımlısı bir genç; birbirinden farklı ama iç içe geçmiş kültürel kodlarla hareket eder.

Kültürel farklılıkların önemli bir boyutu da bireycilik ve kolektivizm ayrımıdır. Kolektivist toplumlarda birey, kişisel hedeflerini grup yararına geri plana alırken; bireyci toplumlarda kişisel çıkar ve özgürlük ön plandadır. Türkiye, bu noktada hibrit bir yapı sergiler. Aileye duyulan bağlılık yüksek olsa da bireysel başarıya verilen önem giderek artmaktadır. Bu durum tüketici davranışlarında da açıkça gözlemlenir: Bir ürünün aileye katkısı kadar, bireyin “kendine yatırım” duygusunu tatmin edip etmediği de önemlidir.

Hollandalı araştırmacı Geert Hofstede, kültürel farklılıkları analiz etmek için dört temel boyut öne sürmüştür: güç mesafesi, belirsizlikle başa çıkma, toplumsal cinsiyet değerleri ve bireycilik-kolektivizm ekseni. Ancak bu model, kültürlerin içsel karmaşıklığını ve kavramların farklı anlamlara sahip olabileceğini göz ardı etmesi nedeniyle eleştirilmiştir. Güç, risk ya da toplumsal roller gibi evrensel sorunlar her kültürde farklı şekillerde yorumlanır. Dolayısıyla bu tür evrensel ölçeklerle yapılacak her karşılaştırma, belirli bir bağlamın detaylarını kaçırma riski taşır.

Bu nedenle, her tüketici kültürünü kendi toplumsal ve tarihsel bağlamı içinde anlamaya çalışan etno-tüketimcilik yaklaşımı öne çıkar. Bu yaklaşım, tüketici davranışını anlamak için sadece makro kültürel ayrımlar değil; mitler, ritüeller, günlük pratikler gibi kültürel uygulamaları da merkeze alır. Örneğin, Türkiye’de kahve içmek sadece bir kafein alışkanlığı değil, sosyalleşme, misafirperverlik ve bazen de “dertleşme” ritüelidir. Aynı davranış farklı toplumlarda bambaşka anlamlar taşıyabilir.

Bu yaklaşımın değerini somutlaştırmak için Britanya’da yabancı turistlerin davranışlarını inceleyen bir çalışmaya bakabiliriz. Araştırma, milliyetin tek başına, turistin İngiliz kültürüyle nasıl başa çıktığını açıklamada yetersiz kaldığını göstermiştir. Oysa etno-tüketimci bir perspektifle yapılan analiz, davranış kalıplarının çok daha zengin ve doğru bir şekilde haritalanmasını sağlamıştır.

Sonuç olarak, bir tüketici davranışını, ister reklam kampanyasında ister saha araştırmasında, anlamak istiyorsak, bu davranışın arkasındaki kültürel yapıyı mutlaka hesaba katmalıyız. Çünkü bir kahve fincanı, her yerde aynı şeyi anlatmaz. Ama iyi bir iletişimci, ne anlatacağını, nelerden uzak duracağını iyi bilir.

B. Davranış kuralları

Değerler, hayatın neyin doğru neyin yanlış olduğuna dair genel temellerdir. Bu temeller, toplumda neyin kabul edilebilir ya da edilemez olduğunu belirleyen kuralları, yani normları doğurur. Bazı normlar kırmızı ışıkta durmak gibi açık ve nettir. Diğerleri ise daha sessiz, daha ince mesajlar taşır. Onları ancak o kültürün içinde yaşayarak ve başkalarını gözlemleyerek anlayabiliriz. Bazen bir grup diğer bir grubun nezaket kurallarını yanlış anlayabilir. Örneğin Japonya’dan gelmiş bir iş adamının şerefine verilmiş bir kokteylde Amerikalı iş adamının onu sırtına vurarak selamlaması ve bunu yanlış yorumlayan Japon iş adamının kokteyli terk etmesi gibi.

Bu daha ince kurallar, kıvrımlı normlar olarak adlandırılır ve üç ana başlıkta toplanır:

1. Gelenekler:

Evdeki iş bölümü, misafire kahve ya da çay ikramı gibi gündelik alışkanlıklar, aslında kültürel birer koddur. Ziyaretin amacının özel ya da profesyonel olması fark etmez; bu ikram birçok toplumda olmazsa olmazdır. Gelenekler, davranışın çerçevesini çizer ve genellikle sorgusuz kabul edilir.

Tüketimi incelemek için etno-tüketici yaklaşımının ilkeleri
Kaynak: Laurie Meamber ve Alladi Venkatesh, ‘Kültürel ve Kültürlerarası Tüketici Araştırmaları için Etno-tüketici Metodolojisi’, R. Elliott ve S. Beckmann (editörler), Yorumlayıcı Tüketici Araştırması, Kopenhag: Kopenhag İşletme Okulu Yayınları, 2000: 87–108

2. Ahlaki Kurallar:

Bu kurallar, toplumun “asla yapılmaz” dediği güçlü tabuları kapsar. Yamyamlık ya da ensest gibi konular evrensel olarak tepki çeken sınırlardır. Türkiye ve Orta Doğu’da modern, stil sahibi İslami tüketicilerin yükselişi, kadın giyimiyle ilgili geleneksel ahlaki kuralların farklı bir biçimde yeniden yorumlanmasına yol açtı. Yeni bir estetik algı doğdu ve toplumun temel değerleriyle çatışmadan ilerlemek çin kendine yol buldu.


3. Sözleşmeler:

Gündelik yaşamda “nasıl yapılır” sorusunun cevabını verir: Ev nasıl döşenir, davete ne giyilir, sofraya nasıl oturulur? Örneğin Royal Ascot gibi köklü etkinliklerde organizatörler, katılımcıların gece kulübü havası yaratmasından rahatsızlık duyup daha sıkı bir kıyafet kuralı getirmiştir. Kültürel kodlar burada da devrededir.

Bazen bu kodlar kültürden kültüre çarpışır. 2008 Pekin Olimpiyatları’nda Çinliler, toplumda tükürme ya da geğirme gibi alışkanlıkların yabancı ziyaretçileri rahatsız edebileceğini düşünerek bu konuda halkı eğitme yoluna gitmiştir. Bu üç norm türü de bize neyin “uygun” olduğunu öğretir. Örneğin; ne yenir, ne zaman yenir, nasıl servis edilir ve masada nasıl davranılır gibi detaylar kültüre göre şekillenir. Avrupa’da köpek eti yemek tabu olabilir; Hindular sığırdan, Müslümanlar domuzdan uzak durur. Yemek sadece ne yediğimiz değil, nasıl yediğimizle de kültürel bir anlatıdır. Ve çoğu zaman bu kuralları fark etmeden uygularız. Onların varlığını, ancak farklı bir kültürle karşılaştığımızda anlarız. Dahası, bu kuralların çoğunu dolaylı yollarla öğreniriz: Arkadaşlarımızı izleyerek, dizilerdeki karakterlerden, reklamlardan ve popüler kültürden ilham alarak…

Bu gelenekleri genellikle hafife alırız, bunları, farklı bir kültüre maruz kalana kadar, yapılması gereken ‘doğru’ şeyler olarak varsayarız. Ve bu normlar hakkında bildiğimiz şeylerin çoğunun dolaylı yoldan öğrendiğimizi de hatırlamayız. Ayrıcı bunları akran gruplarımızdaki diğerlerinin davranışlarından ve TV dizilerindeki ve filmlerdeki oyunculardan, televizyon reklamlarından, basılı reklamlar ve diğer popüler kültür medyasından gözlemlediğimizi hatırlatmakta fayda var. Uzun vadede, pazarlamacıların tüketicilerin kültürleşmesini etkilemede büyük bir etkisi vardır; bu, farklı kültürlerle ilişki kurma sürecini ifade eden kültürel uyumun aksine, kendi toplumunuzun değerlerini öğrenme sürecidir. Bu hareketlerden kültürel olanlar, doğumdan hemen sonra bir önceki nesil tarafından yenilere öğretilerek aktarılır, zamanla günlük hayatta düşünülmeden uygulanır hale gelirler. Bu sebepten kültürel normlar öğrenilirler, aktarılırlar ve öğrenme fiilî sosyal etkileşme ortamı içinde gerçekleşir. Bu anlayışa bağlı olarak kültürün bileşenlerini aşağıdaki şemada toplu olarak görebiliriz:

Normlar sosyal ilişki ve etkileşimleri tahmin edilebilir hale getirir. Bu sayede bir örgü meydana gelerek aile, inanç, eğitim, siyaset vb. temel sosyal kurumlar sonunda da sosyo-kültürel yapı meydana gelir. Bu bütünleşmiş yapının içeriği kültürdür ve her millete has tekrarlanan mitler, gelenekler, âdet vb. kültür ögelerinin hepsinin bileşkesinden oluşmuştur.

C. Kültürel Sistemler

Kültürler, birbirleriyle ilişkili ögelerden oluşan açık sistemler olarak örgütlenir. Bu, kültürün durağan olmadığı; sürekli olarak eski fikirleri yenileriyle sentezleyerek evrildiği anlamına gelir. Bir kültürel sistemin üç etkileşimli işlevsel alandan oluştuğu söylenebilir:

1. Ekoloji: Bir sistemin kendi yaşam ortamına uyum biçimini tanımlar. Bu alan, kaynakları edinmek ve dağıtmak için kullanılan teknolojiye (örneğin sanayileşmiş toplumlar ile daha az gelişmiş ülkeler arasındaki fark) bağlı olarak şekillenir. Japon kentlerinde yaşam alanının dar olması nedeniyle “yer tasarrufu sağlayan” eşyalara gösterilen ilgi buna verilebilecek somut bir örnektir.

Tokyo’da 9 m² büyüklüğünde bir ev

2.Sosyal Yapı: Düzenli bir toplumsal yaşamın nasıl sürdürüldüğünü belirtir. Bu kapsamda, kültürün içinde egemen olan aile yapıları (çekirdek aile ya da geniş aile), farklı cinsiyet rollerinin dağılımı ve toplumsal yaşamın çeşitli alanlarındaki erkek‑kadın egemenlik dereceleri gibi ev içi ve siyasal gruplar ele alınır.

3.İdeoloji: Bir toplumun zihinsel özelliklerini ve üyelerinin çevreleri ile toplumsal gruplarla kurduğu ilişki biçimini tanımlar. Bu alanda, bireylerin ortak bir dünya görüşüne sahip oldukları, düzen ve adalet ilkeleri hakkında belirli fikirleri paylaştıkları ve paylaştıkları bir ethos (ahlakî ve estetik ilke seti) bulunduğu varsayılır. Günümüz Türkiye’sinde, hızla yapılanma ve tüketime dayalı bir toplum inşası, geleneksel tutucu değerlerle çelişmekte; bu da farklı ethos’a sahip bireylerin alternatif çözümler aramasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, çok sayıda Türk kadını, “kültürel yansıtma” süreci içinde; geleneksel dindarlığa uygun hareket edip tesettürü (bir dönem damgalanmadan meşruiyete yükselmiş bir uygulama) korumakla, modern, modaya uygun ve çekici görünmek arasındaki ikilemle karşılaşmaktadır. Ortaya çıkan “moda tesettür” akımı, tam da bu kültürel gerilimin güncel siyasetine dâhil edilmektedir.

D. Kültür Kullanım Kılavuzu

Kültürün en görünür bileşenlerinden biri ritüellerdir. Doğum günü hediyeleri vermek geniş kitlelerin ortak kültür kodudur. Aşure gününde kazan kaynatmak ise daha yerel grupların arasındadır ve sayıca az olsa da, o güne özel, güçlü bir bağ oluştururur. Sosyal medya etkileşimleri de kültürel kodların yaşandığı bayramlarda, düğün veya cenazelerde olduğu gibi zirve yapar. Modern kültür eski ritüelleri de yeniden şekillendirir “baby shower” gibi ithal ama jet hızıyla adapte olduğumuz alışkanlıklar gibi… 

Bir davet mekanı içinde baby shower’a özel alan

Kültürel adaptasyonun hızını gözler önüne seren bir örnek de ‘Kültürel Değişimler ve Yeniliğin Benimsenmesi‘ yazımda belirttiğim Halloween Partileriydi. İki yeni ritüel de reklamcılar için derinlemesine incelenmesi ve kullanılması fayda sağlayacak alanlar. Bazı ritüeller de zamanla azalır, unutulur ya da sadece belirli alt kültürlerde yaşar. Kültürel kodlar zamanla kendini güncelleyebilir ya da yok olabilir veya çok farklı önceden tahmin edemeyeceğimiz değerlere ulaşır. Örneğin Annemin Ananesi, Sebile Büyük Ananenin sandığındaki kilim! Biz alerji yumağı olacağını düşünürken, bir koleksiyonerin gözünde bu kilim, nadide bir kültürel esere dönüşür.

Kültürel anlamlandırmalar/değerlendirmelere hizmet eden alanlar: Mitler, efsaneler, semboller, hikayeler ve hatta ticari veya ticari olmayan ürünlerdir. İletişimle bu açılardan değerlendirilen her bir konu farklı statüler kazanır. Bu statüler yeni fırsatlara ve tabiki sorunlara açıktır.

Kültürlerarası İletişimde Sorunun Çok Yönlülüğü :

Kültürlerarası iletişim alanında yapılan çalışmalarda, çoğu zaman meseleye yalnızca bir kültürün perspektifinden yaklaşılır. Bu yaklaşım, iletişimdeki uyumsuzlukları genellikle ‘farklı kültürel kuralların’ bir sonucu olarak açıklar. Oysa konuya yalnızca kültürel farklılıklar üzerinden değil, katılımcıların psikolojik ve toplumsal beklentileri açısından da bakmak gerekir.

Bu noktada, kültürlerarası iletişimi sadece dil ya da jestlerle sınırlı olmayan, daha derin yapılarla şekillenen bir süreç olarak ele almak gerekir. İletişimin bu derin yapıları ise dört temel eksende incelenebilir:

  1. Güç Yapıları (Asimetrik İlişkiler): Taraflar arasında eşit olmayan bir güç dağılımı varsa, iletişimde de dengesizlikler kaçınılmaz olur.
  2. Ortak Tecrübeler (Kolektif Hafıza): Toplumsal olaylar ve geçmiş deneyimler, bireylerin birbirini nasıl algıladığını doğrudan etkiler.
  3. Yabancıya Bakış ve Etnik Sınırlar: ‘Biz’ ve ‘onlar’ ayrımı, genellikle tarihsel ve kültürel arka planla şekillenir.
  4. Kültürel Yapıların Farklılığı (Çeşitlilik): Her kültürün kendine özgü değer sistemleri, iletişimin çerçevesini belirler.

Bu çerçevede en dikkat çekici iki unsur, güç ilişkilerinin sınırlandırılması ve kültürel farklılıkların kabulüdür. Çünkü bireyler, kültürlerarası bir iletişim ortamında genellikle kendilerini bir grubun temsilcisi olarak konumlandırır.

Erving Goffman’ın da belirttiği gibi, bireyler arası etkileşimde iki temel boyut vardır: Bireyin kendini nasıl tanımladığı ve karşısındaki kişiyi nasıl sınıflandırdığı. Özellikle kültürlerarası iletişimde bu sınıflandırma daha belirgin hale gelir. Çünkü birey, karşısındakini tanımadığı bir kültürel bağlam içinde değerlendirir.

Ortak yaşanmışlıklar ise çoğunlukla güç yapılarıyla doğrudan ilişkilidir. Örneğin Almanya’da yaşayan Türklerin maruz kaldığı ırkçı saldırılar, sadece bireysel travmalar değil; aynı zamanda kolektif bir hafızanın ve toplumsal farkındalığın parçasıdır.

Zamanla bu tür deneyimler, bireysel olmaktan çıkıp bir toplumun ortak görüşüne dönüşebilir. Yabancıya dair algı, yalnızca güncel ilişkilerden değil; geçmişte yaşanmış deneyimlerin birikiminden de beslenir. Böylece belirli bir grubun yaşadığı tecrübeler, toplumun geneline mal edilir ve kültürel kimliğin bir parçası haline gelir.

Kur’an-ı Kerim’e gösterilen fiziksel saygı (abdestsiz dokunmamak gibi) Türkçe bir Tevrat’a gösterilmez. Arapça Kur’an ve başka bir Türkçe kutsal kitabın sıradan bir rafta yer alması arasında yatan fark nedir? Bu fark inanç bazlıdır. Bir obje, bir şehirde kutsalken; bir başka yakın şehirde sıradan olabilir. Ya da herhangi bir hırka kimin hırkası olduğuna göre değer kazanabilir. Bu farklar inançlarla ve tarihsel düzlemdeki bağlarla ya da kültürel algıyla açıklanabilir. Aynı şey logolar, ambalaj tasarımları ve sloganlar için de geçerli olduğunu hatırlayalım. Bu açıdan iletişim sonuçların öngörülemediği gerçek bir oyun alanı! Bir sonraki son bölümde mitler ve ritüellere daha yakından bakacağız ve kültür içinde sihirli şeylerin ve hikaye örgülerinin peşine düşeceğiz.

Kaynaklar:

+ https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/693038

+ Askegaard / Bamossy /Solomon /Hogg. Consumer Behaviour, A European Perspective, Sixth Edition

+ Odabaşı, Y. (2013). Tüketim Kültürü

+ Rifat, M. (1990). Dilbilim ve Göstergebilimin Çağdaş Kuramları. İstanbul: Düzlem Yayınları.

+ Ritzer, G., (2000). Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek, İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

+ Akademik İncelemeler Dergisi (Journal of Academic Inquiries) Cilt/Volume: 8, Sayı/Number: 3, Yıl/Year: 2013

+ Lull, J. (2001). Medya, İletisim, Kültür.

Response to “Kültürlerin Anatomisi”

  1. Tüketim Kültürü ve Kültürlerarası İletişim – Tijen Armağan

    […] Yaratıcılık kültürden ayrı düşünülemez. Yaşadığımız kültürün değerlerini, ritüellerini, mitlerini ve inançlarını derinlemesine okumakla yaratıcılığın zirvelerine doğru tırmanabiliriz. İçinde soluklandığımız kültürün efsaneleri ve gündelik ritüelleri, sıradan bir kahve fincanından akıllı telefona kadar tüm ürünlerin anlam haritasını çizer. En yaratıcı işler ise bu kültürel kodları ustaca yorumlayanlardır: Bir Nike spor ayakkabısı sadece koşu ekipmanı değil; “zafer miti”ni ayağınıza getirir. Tüketim tüketiciler için yansıtıcı bir kimlik beyanıdır. Bu noktada bu yansımayı oluşturan ögelerin ve etkilerinin yani tüketici davranışlarının, kültür kodlarının, sistemlerinin peşine düşeceğiz. Bir sonraki blog yazımda… ↪(Kültürlerin Anatomisi) […]

    Like

Leave a comment